Bütün kahramanlarım bir memleket arayışında
RÖPORTAJ: SERDAR AKBIYIK
Fatih Akın son filmi Soul Kitchen ile ilgili görüşlerini ve gelecek projesinin küçük sırlarını bizle paylaştı... Fatih Akın, Birol Ünel ile beraberliğini, Uğur Yücel ile devam eden serüvenini ve daha bir çok kendine ait merak eden soruyu bu röportajda cevapladı.
Son filmi Soul Kitchen’ın üzerinde küçükken annesiyle paylaştığı mutfak anılarının büyük etkisi olduğunu söyleyen Akın bir sonraki projesinin kendisini sürgünde hisseden insanlar üstüne olduğunu söyledi. İşte Fatih Akın'ın sorularımıza verdiği yanıtlar...
Soul Kitchen'ın projesi ortaya nasıl çıktı?
2003 yılıydı. Proje o sırada çıktı. Duvara Karşı’nın başarısından sonra projeyi bir süre ertelemek zorunda kaldım. Hatta başka bir yönetmen arayışına girdiğim zamanlar bile oldu. Ancak bu fikir “çocuğumu” evlatlık vermek gibi geldiğinden, vazgeçtim. Yaşamın Kıyısında’dan sonra iyice yorulmuştum. Hem tür değiştirmek, hem de neşeli bir şeyler yapma arzum, beni Soul Kitchen’e tekrar yönlendirdi.
Soul Kitchen yemek, rüya ve insan olmanın erdemleriyle bağlantılı bir film. Özel hayatınızda yemek ile aranız nasıldır?
Yemeği severim. Tanrı insanı öyle bir yaratmış ki, iki durumda hayatı devam ettirmek mümkün değildir; birincisi yemek yemezsek, ikincisi seks yapmazsak. Birincisi yaşamın, ikincisi soyun devamı için şarttır. Bunlar aynı zamanda insanın mutluluk kaynağıdır. Yemek yediğimizde ve seks yaptığımızda endorfin salgılarız. Bütün amacımız yaşamımızdaki “yemeklere” lezzet katmak değil midir? Çocukluğumuzdan beri ağabeyim ve ben, kız kardeşimiz olmadığı için kalabalık misafir günlerinde annemize yardım ederdik yemek konusunda. Ayrıca ailemiz dışarıda yemek yememizi hoş karşılamazdı. Bu yüzden mutfakla ilişkimiz erken yaşlarda başlamıştır. Çocukken dışarıdaki fast food çok imrendirici bir şeydi ama annemlerin buna pek izin vermemekle ne kadar doğru bir şey yaptıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Ben de çocuğumun dışarıda yemesine pek izin vermiyorum. Türk kültüründe var bu. Avrupa veya Amerikan kültüründe pek bulamazsınız. Evde yemek, aileyi bir arada tutan, bir araya getiren bir şey. Seviyorum bu durumu.Yemek yapmak aynı zamanda dinlendirici bir şey.
Yaşamın Kıyısında filminden sonra yaptığımız röportajda üretimlerinizin aslında bir kendinizi tanıma yolculuğu olduğunu konuşmuştuk. Bu filminizde de aynı hedef geçerli mi?
Tüm filmlerime birbirinin devamı olarak baktığımızda, hepsindeki kahramanların bir memleket arayışı içinde olduklarını görürüz. Bu ille de coğrafi anlamda olmak zorunda değil. Bir arayış içindeler.. Kendi içlerine yaptıkları bir yolculukları var. Kahramanların kimlik sorgulama sürecidir bu. İlk kez Soul Kitchen’de kahramanın bir kimlik, aidiyet sorunu yok. Açık bir biçimde içinde yaşadığı coğrafyaya ait olduğunu biliyor Zinos. Tersine, kimliğini uzak coğrafyalarda arayan, kız arkadaşı bu filmde. Ve hem kader, hem de kendi yüreği Zinos’u memlekette tutuyor. Soul Kitchen ile karakterin kendi şehrindeki yolculuğunu anlattığımı düşünüyorum. Bundan sonraki projemde kahramanların sürgün hikayelerini anlatmayı planlıyorum.
New York I Love You filmine nasıl dahil oldunuz?
Uğur Yücel ile beraberliğiniz o filmle ve Soul Kitchen ile sürüyor.
Bu beraberliğin kısa hikayesini de anlatır mısınız?
Uğur Yücel iyi ki var! Çok saygı duyduğum bir oyuncu, yönetmen ve arkadaş. Uğur ağabeyle yıllar önce İstanbul’da tanıştım. Duvara Karşı’da oynamasını istemiştim ama yoğunluğundan dolayı projede yer alamadı. Muhsin Bey olmasa, Duvara Karşı böyle olmazdı. Yaşamın Kıyısında ile ilgili çalışmalarım sırasında Paris J’taime filmi ( ki New York I Love You ile aynı konseptte bir projedir ) için yönetmenlik teklifi almıştım. Ancak benim projemle çakıştığı için reddetmek zorunda kalmıştım. Aynı ekip NY I Love You’yu yaparken yine teklif ettiler. Aslına bakarsanız New York’u Paris’ten daha çok severim. Teklif geldiğinde Uğur ağabeyle beraberdik. Yapımcıların dünyaca ünlü oyuncuyla çalışmamı istemelerine karşın Uğur ağabeyde direttim ve onları ikna ettim. Filmin teması aşk olmalıydı. Uğur ağabeye nasıl bir aşk olmasını istediğini sorduğumda, yaşlı bir adamın genç bir kıza duyduğu imkansız aşkı anlatmak istediğini söyledi. Aynı soruyu kendime sorduğumda, bir sanatçının sanatına olan aşkını anlatmak istediğimi fark ettim. Sonrasında, Özer Kızıltan’ın Türkan Şoray’ın gözlerini anlattığı kısa filmini hatırladım. O filmde, sanatçı hayran olduğu kadının gözlerini çizemiyordu. Özer’i aradım ve bu motifi kullanıp kullanamayacağımı sordum. Olumlu yanıt verince, senaryoyu tamamladık ve filmi çektik. Uğur Ağabeyle birlikte çalışmamızın Soul Kitchen’la bitmeyeceğini söyleyebilirim.

