Call of Duty: World at War
Çıkış tarihi: 11 Kasım 2008
Tür: FPS, Aksiyon
Platform: PC, PlayStation 3, XBOX 360, Wii
Yapımcı: Treyarch
Yayıncı: Activision
Türkiye distribütörü: Aral
Activision’un Call of Duty serisinin son oyunu World at War bu yıl Infinity Ward tarafından değil, Treyarch tarafından yapıldı. Bir serinin beşinci bölümünü yapmak her zaman çok zordur. Peki bakalım Treyarch bu işi başarabilmiş mi?
Daha önce ön incelememizde anlattığımız gibi World at War yeniden İkinci Dünya Savaşı’nı konu alıyor. Piyasada bir çok aynı konulu oyun bulunuyor. Oyuncular artık biraz sıkılmış durumda. Ancak Call Of Duty serisini en iyi oyunlar arasına sokan, bu tarihi savaşı kaliteli grafikler ve kusursuz oynanabilirlikle sunması oldu. Serinin bir önceki bölümünde modern dünya savaşının anlatılması ve daha sonra yeniden 1940’lı yıllara dönülmesi kullanıcıların kafasında bir çok soru işaretine neden oldu. Ancak COD ekibi İkinci Dünya Savaşı’nın pasifik ayağını işlemesi gerektiğine inanmış olacak ki, World at War ile beraber bizi Pasifik’e Japonlar’a karşı savaşmaya gönderiyor.
Call of Duty serisinin alışılmış özellikleri bu oyunda da aynı şekilde sürüyor. Hikayenin oyundaki rolü oldukça az. Modern Warfare versiyonunda biraz daha önemliydi ancak World at War ile yeniden eski yola girilmiş görünüyor. İki ana kahramandan Miller, Amerikan Deniz Piyadesi olarak karşımıza çıkıyor. Pasifik’in yeşile bürünmüş adalarında Japonlar ile savaşırken hayatta kalmaya çalışıyor. Diğer karakter ise Berlin’e girip savaşı sonlandırmak isteyen Sovyet Ordusu‘nun üyesi Dimitri Petrenko. Bu iki kahramanı oynamanın dışında bir de efsanevi PBY Catalina deniz uçağında Lock adındaki bir asteğmenin yerine geçiyoruz.
Oyunun Sovyetler ile Berlin’e yürüyüş bölümü, İkinci Dünya Savaşı oyunlarını sevenlere oldukça eğlenceli dakikalar yaşatabilir. Bu parça klasik çatışmalar ile geçiyor. Her zamanki gibi oynanış ve ortam bir COD versiyonuna yakışan türden. İlk görev Stalingrad’ta başlıyor. Modern Warfare’deki Çernobil görevini hatırlatan bir durgunlukta ilerliyor. Berlin’e vardığımızda büyük bir sürprizle karşılaşıyoruz. Eskiden inanılmaz birer tarihi eser olarak yükselen binaların harabeye döndüğünü görüyoruz. Bu enstantaneler gerçekte Berlin’in o günlerdeki halini yansıtıyor ve Alman askerleri binaların içinde panik halde oradan oraya koşuşturuyor. Ruslar ise merkeze varabilmek için dar sokaklar arıyor. Pasifik‘te fazlaca karşılaşacağımız yakın çatışmalara Berlin‘de de giriyoruz.
Pasifik bölümünde yer alan orman biraz rahatsız edebilir. Burada inanılmaz bir karmaşa mevcut. Belli bir düzene göre ilerlemek neredeyse imkansız. Her an her yerden bir Japon askeri çıkabiliyor. Maske takmış askerler birden "Banzaaaai!" diye bağırarak saldırıya geçiyor. Böyle durumlarda en etkili silahımız bıçağımız oluyor. Bu ani saldırıları püskürtmenin tek yolu bu. Oyunun bu bölümünde sıkça karşılaştığımız sürpriz saldırılar gerçekten de içimizde şaşkınlık, korku ve ümitsizlik duygularını uyandırıyor. Ataklar oldukça iyi kurgulanmış.
Savaşın "Amerikalı" bölümünü oynarken eğlenceli bir mini görev bizi bekliyor. Japon gemilerine bir deniz uçağıyla saldırıyoruz. Bu sırada denizde kalan askerlerimizi kurtarmaya çalışıyoruz. Maalesef bu eğlenceli görev çok ayrıntılı ve gerektiği kadar uzun değil.
Oyunun kurgusu biraz karışık olduğu için bazen nerede savaştığımızı hatırlamakta zorluk çekiyoruz. Ancak görevlerdeki hedefler çok açık ve önemli. Bütün görevler birbirini izlediği için bölüm boyunca bir çok işi birden bitirebiliyoruz. Bunu oynarken farketmek biraz zor oluyor ama düzey bittiğinde aslında ne kadar çok işi birden yaptığımızı hissedebiliyoruz.
Oyunun son iki bölümü oldukça vahşi. Palm ağaçlarında asılı Amerikan askerleri ve Sovyet bölümünde silahsız Alman askerlerini öldürmek, savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
World at War silahların çeşitliliği bakımından çok zengin. Fakat hangisini kullandığımız pek önemli değil. Önemli olan yeterince mermimizin olması ve hızlı ateş edebilmemiz. Bölümlerden sadece birini alev silahıyla oynuyoruz. O bölümde ortalık gerçekten cehenneme dönüyor. Bazı zamanlarda tank da kullanabiliyoruz. El bombaları geçtiğimiz versiyonlardaki gibi çalışıyor. Bulunduğumuz noktaya fırlatılan bombaları geri atabiliyoruz. Oyunda ayrıca sağlık toplamak veya aramak gibi bir durum yok. Biraz dinlendikten sonra sağlığımız kendiliğinden yerine geliyor.
Tek kişilik mod ile oynadığımızda en güzel bölümler sonlarda geliyor. Maalesef oyun umduğumuzdan kısa sürüyor. Çok kişilik oyun ise serinin dördüncü oyunundaki gibi başarılı geleneği sürdürüyor. Toplamda 6 farklı mod sunuyor. Aynı zamanda ilk defa World at War ile 4 kişilik takım halinde online olarak oynamak mümkün.
Yapımcı şirket Treyarch oyunu farklılaştırmak için yeterince cesur davranamamış. Geleneksel COD öğelerinin yanında World at War pek bir yenilik sunmuyor. Serinin önceki yapımcısı Infinity ile aynı çizgide ilerliyor. Oyun genel olarak Modern Warfare’e çok benziyor. Sadece ortam İkinci Dünya Savaşı dekoruyla kaplı. Hala bir çok koridordan geçmek durumundayız. İlk bakışta daha büyük görünen haritaları daha dikkatli inceleyip tecrübe ettiğimizde, aslında küçük olduklarını anlayabiliyoruz. Ancak COD o kadar hızlı oynanıyor ki bir çok oyuncunun bunu farketmesi neredeyse imkansız.
COD oyunlarının çoğunda olduğu gibi dar koridorlar daha geniş alanlara açılıyor. Görevlerde ve bölümlerde koridorları takip ederek geniş alanlara çıkıyoruz ve oradaki düşman askerleri ile çatışmalara giriyoruz. Düşmanlar sanki hiç bitmeyecekmiş gibi çoğalıyor. Bunun nedeni oyunun bizi düşmanların merkezine kadar götürmek istemesi. İlginç olan nokta merkeze doğru ilerlerken bir çok düşman ile karşılaşıp, çıkış noktasında boş bir evle karşılaşmak oluyor.
Peki World at War’da ne gibi yenilikler var? Aslında öyle büyük bir yenilik beklememek gerekiyor. Oyunun en büyük yeniliği kesinlikle saldırgan Japon askerleri. Her biri sanki intihar komandosu gibi ölmek için saldırıyor. Özellikle Palm ağaçlarını çok seviyorlar! Beklenmedik anlarda saldırabiliyorlar. Nereden geldiklerini bile göremiyoruz. Aynı şekilde Alman köpekleri de bir anda ortaya çıkabiliyor. Fakat en azından onlar önden saldırıyor.
Grafikler ne yazıkki önceki oyundan bile daha kötü. Oyunda yer yer grafik hatalarına rastlamak mümkün. Tasarımcıların haritanın her noktasını test etmeleri beklenemez ancak oldukça sık karşılaşılan bu hatalar oyunun havasını bozabiliyor.
Efektler bakımından askerlerin bağırışlar çok etkileyici. Ancak doğanın içinde geçen bir oyunda olması gereken diğer seslerde eksiklikler var.
Call of Duty tıpkı Need for Speed serisinde olduğu gibi artık sadece yapım şirketine belli kazancı garanti eden bir oyun haline geldi. Ancak her ne kadar beklediğimiz yenilikleri getirmese de oyunların temel amacı olan eğlendirmek görevini kesinlikle yerine getiriyor.

