Bir makamsal Blues

RÖPORTAJ: HERMAN TAŞÇIOĞLU
Adı gibi el işi, el emeği bir albüm… Hindi Zahra’nın ilk albümü Hand Made, Blues ilmeğiyle örülü sıkı bir çalışma. Şarkıcı, Fas’tan Fransa’ya oradan da İngiltere’ye uzanan hayat duraklarını, sonu Dünya Müziği’ne varan bir istikamette bütünleştirmiş. Uzun yıllara yayılan hazırlık süreci, Zahra’ya yaşının çok ötesinde bir durmuş oturmuşluk bahşetmiş. Zaten müziğe de en az doğum yeri Fas kadar tutkun olan Zahra için amatörlüğün belli ki hiç özrü yok. Öte yandan müziği, bu profesyonel şartlar içinde bir o kadar da hesapsız ve içten. Onu dinlerken en çok da bu “ironi çağı”nda böylesi masumane bir müzikle karşılaşmak etkiledi beni. Albümü bırakıp EMI’ın çöpçatanlığında telefon söyleşisine oturduğumda, bu müziğin ardındaki kadını da aynı safiyet içinde karşımda buluverdim.
• Zahra, müziğinde Blues’dan, Folk’a, Caz’dan Trans ve Dünya Müziği’ne kadar çok çeşitli duraklara uğruyorsun. Kendi müziğini tanımlaman gerekse nasıl söze dökerdin içinden çıkan sesleri?
Aslında en sevdiğim müzik türlerinin hepsini seçtim. Albümü yaparken de şimdi Blues, Caz ya da Rock’n Roll yapacağım gibi bir söylemle yola çıkmadım. Daha ziyade hayatım boyunca gerçekten sevmiş olduğum müzik türlerinin hepsine bir arada yer vermek istedim.
• Elbette tanımlar sonradan gelir, müzik, yapıldığı sırada en doğalından akıyordur. Yine de ilham kaynağı olarak kendine özellikle çok yakın hissettiğin bir belli bir müzik türü var mı, diye sormak isterim.
Cevabım kesinlikle Blues… Blues’un benim kendi müziğim üzerindeki etkisi çok büyük. Ben Fas’ın güney taraflarından geliyorum ve orada çocukluğumdan beri Afrika Bluesları ile büyüdüm. Gitar ve banjo ile hep Blues yaptık. Müziğe bakma şeklimiz da Amerikan Blues’una çok yakın. Zaten Blues’un tarihini de hatırlayacak olursak Afrika’dan Amerika’ya gidenler de kendi topraklarının Blues’unu oralara taşıdılar. Dolayısıyla benim de Afrika Blues’una halen özel bir bağım var. Bu Blues’dan yola çıkarak Caz, Folk ve Rock’n Roll’a yol alındı ama ana kaynak hep Blues olarak kaldı.

• Fas’tan yola çıktığın yolculuğuna İngiltere ve Fransa duraklarını da kattın. Gerçek anlamda çok kültürlü bir ortamda yaşıyorsun. Tüm bu farklı köklerle ne derece ilgilisin? Üç farklı dil, üç değişik ülke ve birbirinden ağımsız üç kültür nasıl belirliyor seni.
Doğum yerim olan Fas’ta çok farklı diller konuşarak büyüdüm. Aslen Berberiyim ben. Dolayısıyla ilk olarak Berberi dilinde konuşmaya başladım. Sonradan sırasıyla Arapça, Fransızca ve İngilizce katıldı hayatıma. Şimdi bu dört dil içinde hareket ediyorum ve dolayısıyla birbirinden çok farklı kütlerler arasında da kolaylıkla geçiş yapabiliyorum. Bu geçişler elbette müziğime de yansıyor.
• İlk albümün Hand Made’in aurasına, ruh dünyasına gelecek olursak, bize biraz ön hazırlıklardan bahsedebilir misin? Uygun müzisyenleri bulman kolay oldu mu mesela?..
Albümü yapmadan önce de çok sayıda konser ve performans için sahnelerdeydim. Daha o dönemde benimle birlikte çalışacak müzisyenleri aramaya girişmiştim. Özellikle de Arap, Oryantal ve Afrika müziği gibi Doğu müzikleri ile Blues ve Caz gibi Batı müziği farklı türlerde çalabilecek müzisyenlerin peşindeydim. Bu müzisyenleri bulmak çok uzun zamanımı aldı. Albümden önce beş yıldır turnedeydim ve albümde birlikte çalışmayı teklif ettiğim insanlar da zaten bunca yıldır sahneyi paylaştıklarım oldu. Gerçi öncesinde çok uzun zaman harcamış oldum ama albüm sırasında yeni kimseyi aramadan, bildiğim tanıdığım insanlarla çalmak da büyük kolaylık oldu açıkçası.

• Peki buradan bir ömür boyu süren hazırlıklara bir bakalım… Hindi Zahra ne tür müziklerle yetişti, çocuklarına nasıl bir müzikal miras bırakmak ister?
Fas’ta çok farklı müzikler dinleyerek büyüdüm. Blues, Afrika müziği, Rock’n Roll ilk aklıma gelenler. Rolling Stones kayıt için Fas’a gelmişti, Led Zeppelin de çalmıştı. Indie müzikten çok etkilendiğimi söyleyebiliyorum. Mısır melodileri de eklendi buna. Fas’ta Türk müziğine de aşinayız. Orası gerçekten müzik tutkunlarının cenneti sayılır. Her Cumartesi televizyonda özel şovlar yayınlanırdı. Bu programlar aracılığıyla geleneksel Fas müziğinin yanı sıra Moritanya, Cezayir ve İspanyol müziklerini de tanıdık. Ayrıca büyükbabam ve büyükannem Berberi müziği dinledikleri için bu ezgilerden de çok etkilendim. Bu arada amcalarım Rock’n Roll, Blues ve Caz dinliyordu. Annem ise gerçek bir Beatles hayranıydı. Hep birlikte yaklaşık on beş kişi aynı evde kalabalık bir kavim halinde yaşadığımız için de tüm bu müziklerin içinden aynı anda geçme fırsatım oldu.
• Şarkılarının sözleri de muhteşem. Aynı soruyu şarkı sözleri için de soracak olursam, sözün ilhamı nereden geliyor ağırlıklı olarak?
Bu benim hikâyem. Hayatımda olup bitenleri müziğe döküyorum ve bununla da insanlara ulaşmayı, onları etkilemeyi istiyorum en çok. Bunun yanı sıra elbette doğrudan benim deneyimim olmayan ama başkalarının başından geçenleri de hikâye ediyorum. Hepsi de hayattan kareler. Şarkı sözlerini genelde gece yazıyorum gecenin sessizliği benim için büyük bir ilham kaynağı. Ayrıca yaptığım yolculuklardan ve doğadan da çok besleniyorum.

• Zaten Hand Made’in müthiş sinematografik bir yanı var. Şarkıları dinlerken gözümüzün önünde çeşitli mekânlar canlanıyor. Hayal kurup kendi istediğimiz yere doğru yola çıkabiliyoruz müziğinle. Dolayısıyla albümün görsel bir yanı da var ve film izler gibi de dinliyoruz şarkılarını.
Bu belki de şundan kaynaklanıyor. Bazen doğadan da sesler kaydediyorum ve belli bir melodinin rüzgâr gibi hissettirmesini istiyorum. Bazen perküsyonun toprak gibi tınlamasını hedefledim. Dağları çağrıştırmasını istedim ve müziğim için doğa elementlerinden ve renklerden de yararlandım.
• Kastettiğim tam da bu. Müziğini dinlerken pek çok görüntünün içinden geçebiliyor insan.
Çünkü aynı zamanda ressamım ben. Resimle çok yakından ilgiliyim. İmgeler ve renkler benim için çok önemli.
• Bu durumda müzisyen olmasaydın hangi mesleği seçerdin sorusuna da gerek kalmadı.
Evet ressam olurdum. El işi yapmayı da çok seviyorum. Bunun yanı sıra şiir ve öykü yazıyorum. Elimde müzik olmasa diğer yolları zorlayacaktı. Hepsi de kendimi ifade etmenin birer aracı aslında. Ama mutlaka bir sanat dalı içinden ilerlerdim yine çünkü söyleyeceklerim, ifade etmek istediklerim var ve bunu yapamadığım durumda hasta olur hatta çıldırabilirdim. Çünkü içimde kalanlar eğer bir çıkış yolu bulamasaydım muhtemelen zehirlerdi beni.

• Canlı müziğini dinlerken elektrikli bir zevk alıyor insan. İstanbul seyircisi bu zevki ne zaman tadacak? Turne programında Türkiye de yer alıyor mu?
Gerçekten de Türkiye’ye gelmeyi ve burada çalmayı çok istiyorum. Menejerime de söyledim bunu çünkü daha önce bulunmadığım yerlerde çalmak benim için de büyük bir deneyim. Türkiye’nin tarihi de çok zengin, beni çok etkileyeceğini hissediyorum.
• Kimbilir belki de geldiğinde çoktan buraya aitmişsin gibi de hissedeceksin.
Bana bu sıcaklığı duyurduğun için çok teşekkür ederim. Umarım bir gün gerçekten gelir ve buraları da müziğimle yaşarım.
![]()

